Site En Üstü 970px #RA1
23 Kasım 2017, Perşembe
Jeo. Müh. Hakan DEMİRKAN

Jeo. Müh.
Hakan DEMİRKAN

Bilmem Olur Mu?

23.10.2017

Siyah birkaç damla su ve ondan daha siyah kalplerin yönettiği, kirli ellerin o suya ulaşmak için döktüğü binlerce damla kızıl su.

Evet bu su petrol. Bilimsel anlamda özetle;  Petra “taş”, oleum “yağ” sözcüklerinden meydana gelen “petrol”. Bileşiğinde yoğun olarak metan, etan ve propan gazları bulunur. Yeraltından çıkarılan bu kara su sıvı ve ham olarak üretilir. İşlenmesi ile de benzin, asfalt ve likit petrol gazı (LPG) ve türevleri elde edilir.

Ancak teoride masum görünen bu sıvı, pratikte hiçte masum değildir. Binlerce insanların ölümüne, uzun yıllar süren savaşların çıkmasına, devletlerin çökmesine, hatta sınırların çizimine yön veren ve damladığı coğrafyaları yakıp küle çeviren bir madde.

Özellikle sınırlarımızda Orta Doğu’da büyük tahriplere yol açtı. İlk defa 1901 yılında İran’da petrol bulundu. Bu keşiften sonra İngiltere ve Rusya bu bölgeye gözünü dikti. 1918’de İngiltere Irak’ı olası petrol yatakları için kaba postalları, pis nefesleri ile kirletti ve 1927 de Irak’taki petrolün yüzde 40’ına sahip, günlük 600 bin varil üretiminin 250 bin varilini arazilerinde saklayan Kerkük’te petrolü buldu.

Peki abiyane tabir ile altımızda bulunan bu bölgeler petrol kaynıyor iken ülkemizde petrol yok mu? Tabi ki bunu anlamak için sondaj kuyusunun dibini görmek gerekir. Abdülhamid Han’ın dediği gibi “Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder.”

Ülkemiz Alp Himalaya Dağ Kuşağı adı verilen, jeolojinin aşırı deformasyon, aşırı kırılma, parçalanma ve yükselme gibi unsurları bünyesinde taşıyan kuşak üzerinde bulunmaktadır. Bu Jeolojik sebeplerden dolayı ülkemizin doğusu yüksek dağlar ile kaplı iken, sınırımızın altı düzlükler ile kaplıdır.

Düşünelim, Erzurum'un 30 km doğusunda Dumlubaba dağındaki Dumlubaba kaynağından çıkan Fırat Nehri, Erzincan, Tunceli, Elazığ, Malatya, Çüngüş (Diyarbakır), Adıyaman ve Gaziantep il sınırını belirledikten sonra Suriye, daha sonra Irak topraklarına girer. Irak'ta denize uzak olmayan bir noktada Dicle Nehri ile birleşerek Şatt'ül-Arab'ı oluşturur ve Basra Körfezi'ne dökülür Fırat nehri su yoludur. Su sıvıdır ve sıvı yüksekten aşağıya doğru hareket eder. Hatırlayalım petrolde sıvıdır.

Fakat petrolün kullanılması için petrolün kapanlanması, yani basit olarak bir bölgede göllenmesi gerekmektedir. Bu bir bölgede sığ bir derinlikte iken bir bölgede daha derinlerde olabilir.

Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu sınırları çizilirken, gözü aç büyüklerin teşviki ile aklı bilim ile dolu jeologların etkisi çok büyüktür. Bunu petrolün kontrolünü elinde tutmak için, İngilizlerin etkisi ile kurulan Irak devletinin bayrağını, bir bayan jeoloğun babasına mektubunda çizmesi ile görüyoruz.

Petrol ihraç eden ülkeler, ham petroldeki düşüşü durdurmak için "Organization of Petroleum Exporting Countries" i yani "OPEC"i kurarlarken, Kerkük, Musul gibi petrole sahip olan ve kaderi yeraltı zenginlikleri yüzünden yerüstü zenginlerinden mahrum kalan daha bir çok coğrafyada, yaşam özgürlükleri kısıtlanan veya elinden alınan bir çok insanın, bu zulümleri durdurmak için bir topluluk kurmaları daha gerçekçi olmaz mı?

Bu siyah suyun yanıcı özelliğinin keşfi ile başlayan ateş, bugün birçok coğrafyada önü alınmaz yangınlara dönüşmüşken, kim bilir yakın bir zamanda da suyun söndürücü özelliğini hatırlayıp petrol için yapılan bunca savaş ve katliamın su içinde yapılabilir olması, su kaynağı zengini ülkeler için tehdit oluşturur mu?

 

Bu makale 851 kez okundu

Makale Yorumları

    Makaleye Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.