Geleceğimiz Uzakta Değil “BOR” Da

0
204
- Advertisement -

1918’e kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun bir ilçesi olan ve İstanbul’dan gönderilen kaymakamlar tarafından idare edilen bir yerdi Katar. Daha sonra İngilizler tarafından işgal edildi. Tabi İngilizler denilince, belki de İngiliz kelimesine eş anlamlı olabilecek kelime Petrol akla geliyor. 1940’lı yıllarda kaçınılmaz son olarak petrol keşfedildi. Bu tarihten 31 yıl sonra Katar yakasını sıyırıp bağımsızlığını ilan etti. Kişi başına düşen milli gelir baz alındığında Katar şuan dünyanın en zengin üçüncü ülkesi. Ülkede yerlilerden çok çalışmak için yerleşmiş göçmenler bulunuyor. Katar vatandaşlarının ülke nüfusuna oranı %15 civarında. İşsizlik oranı %0,1 ile neredeyse yok ve en ilginci ise ülkenin herhangi bir gelir vergisi yok. Çünkü gelirinin büyük bir çoğunluğunu, aktif olarak kullandığı petrol ve doğalgazdan sağlıyor.

Peki şimdi Katarla ilgili bu bilgileri neden verdim? Elbette şuan büyük savaşlara, yıkımlara, işgal ve türlü oyunlara sebep olan bir kasaba kadar yoksul olan bir bölgeyi dünyanın zengin ülkesi konumuna çıkaran bu kaynağında bir sonu olmalı ve buna alternatifte bulunmalı. Tabi ki bu alternatifin adı bilim adamlarının “21. yüzyılın petrolü” diye adlandırdığı, uzay teknolojisinden, bilişim sektörüne, nükleer teknolojiden, savaş sanayine kadar pek çok alanın vazgeçilmezi konumuna gelen BOR.

Bor’u biraz tanıyacak olursak;

Bilimsel anlamda;  kelime kökeni olarak Arapça buraq/baurach ve Farsça’da burah kelimelerinden gelen bir elementtir. Periyodik sistemin üçüncü grubun başında bulunan ve atom numarası 5 olan bor elementi, kütle numaraları 10 ve 11 olan iki kararlı izotopundan oluşur. Kimyasal sembolü (B) olup, periyodik cetvelin III A grubunun metal olmayan tek elementidir. Bor madeni ilk bakışta beyaz bir kaya şeklinde olup, çok sert ve ısıya dayanıklı, doğada serbest bir element olarak değil, tuz bileşikleri şeklinde bulunmaktadır. Elmastan sonra en sert elementtir. Yeryüzünün 51. yaygın elementi olan bor, yeryüzünde toprak, kayalar ve suda yaygın olarak bulunur.

Siyasi Anlamda; Bor ve borlu yakıtlar, 19501i yılların başında ABD Savunma Programında geleceğin yakıtı olarak adlandırılmış ve. nükleer silahlanma dışında 2. önemli stratejik malzeme olarak nitelendirilmiştir. 1958-1961 yılları arasında ABD ve NATO tarafından bor, stratejik bir maden olarak ilan edilmiş, pazarlaması kontrol altına alınmış ve COCOM olarak nitelendirilen tedbirler kapsamında Varşova Paktı ülkelerine ihracı yasaklanmıştır.

Ülkemizde ise ilk defa, Sultan Abdulaziz döneminde, Osmanlı  devleti sınırları içerisinde bulunan günümüzde Balıkesir ilimizin Susurluk ilçesinde ki, Sultançayırı mevkiinde dev bor yatağı, Yahudi para baronu Nathan Rothschild’in perde arkasından yönettiği, Destmzures isimli bir Fransız şirketine %5 vergi oranı ile 18 yıllığına verilmişti. Daha sonra tahta çıkan Sultan II. Abdülhamit borun kıymetine haiz ve Yahudi bankerin sermayesine akmasından rahatsızdı. 18 yıllık anlaşmanın son bulmasına doğru, Hanson-Cover isimli İtalyan şirket %20 vergi ile işletme hakkını almak istiyordu. Fakat Sultan ülkenin yer altı kaynağının yine ülke himayesinde kalmasını sağlamak adına bu imtiyazı yerli iş adamı ve yaveri olan Mareşal Fuad Paşaya vermiştir.

Güncel durumda Türkiye’de bor madenlerinin yer ve miktarlarının belirlenmesi amacıyla geniş kapsamlı bir çalışma yapılmamakla birlikte, Dünya’da 363 milyon ton görünür, 522 milyon muhtemel+mümkün olmak üzere toplamda 885 milyon ton olan rezervin, 224 milyon görünür, 339 milyon ton muhtemel+mümkün olmak üzere toplamda 563 milyon ton, %64lük oran ile en büyük rezervi elinde bulundurmaktadır. ABD ise, %9 luk toplam rezervle 80 milyon ton bora sahiptir. Şuan da değerlendirildiğinde Türkiye’deki bor ömrü 389 yıl, en yakın rakibi(!)nin ise, 69 yıldır. Bu demek oluyor ki büyük bir ihtimalle 70 yıl sonra Dünya’nın tek bor madenine sahip ülkesi Türkiye olacaktır. Bu iyi değerlendirilir ise başta verdiğim Katar örneğindeki gibi, geleceğin en büyük gücü ve ekonomisinin Türkiye olması kaçınılmazdır. Gücü herkes sever, hep kazanan ben olayım ister ama bu sonuç duygusal bir sonuç olmayıp tamamen bilimsel verilerin sonucu ortaya çıkan matematiksel hesaptır.

Ancak içinde bulunduğumuz zaman zarfında, Dünyada en büyük üretici Türkiye’den Eti Bor A.Ş. ve ABD’den Rio Tinto Borax iken, parasal bazda Eti Holding pazarın %20-23’üne, US Borax ise %65-70’ine sahiptir. Bunun sebebi ise US Borax, pazarda katma değeri yüksek rafine bor ürünleri satarken, Eti Bor ise katma değeri daha düşük ham boru daha çok satmaktadır. 1 milyon 700 bin hektarlık kamulaştırılmış bor maden rezerv alanından üretilen bu madenin, 2000 yılı için ham ürün olarak ihracatı, 567.760 bin ton, 102.023.720 ABD Doları iken, ürün bazında ihracatı ise, 341.309 bin ton, 106.578.614 ABD dolarıdır. Gelecekte ihtiyacımız olan boru, hammadde olarak ihraç etmemiz, ülkemize gerekli katma değeri sağlayamamaktadır. Hammadde olarak satılan borun, yaklaşık olarak yarısına tekabül eden miktarını işlenmiş olarak satmamız, maddi açıdan daha karlıdır.

Boru hammadde olarak değil, işlenmiş olarak dünya piyasasına çıkarmalıyız. Hem de öyle ürünler ortaya koymalıyız ki, rekabet edebilecek tek kimse bile olmamalı. Sanayileşme ve teknoloji açısından belki hayal görünebilir ama, bilimsel anlamda iyi yetişen, geçmişin, şimdinin ve geleceğin gerçeklerine vakıf bilim insanlarımız ile bu hayaller gerçeğe dönüşmeye mecbur olacaktır.

inşaport.com ücretsiz aboneliği

Haftalık bültenimize abone olun, yeni içerikleri kaçırmayın.

Abonelik işleminiz tamamlandı.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Önceki İçerikBenim Madenim, Benim Zenginliğim
Sonraki İçerikİlk Yüzer RES’den Beklenenin Üzerinde Elektrik
Jeo. Müh. İbrahim Hakan DEMİRKAN
1993 de Gaziantep'te doğdu. Babasının öğretmenlik görevi nedeniyle ilk, orta ve lise öğrenimlerini farklı okullarda yaptı. 2010 yılında Arif Nihat Asya Lisesi'nden mezun olduktan sonra aynı yıl Niğde (Ömer Halisdemir) Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği bölümüne başladı. Lisans eğitimi boyunca Uygulamalı Jeoloji üzerine çalıştı. 2015 yılında mezun olduğu üniversitenin Fen Bilimleri Enstitüsü Jeoloji Mühendisliği Mineraloji Petrografi Anabilim dalında yüksek lisansına başladı. Gaziantep Bölgesi Kil Mineralojisi ve Petrografisi üzerine tez çalışmasını sürdürmekte iken, 2017 Yılında Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümünü kazandı. Şuan da Gaziantep'te Jeoloji Mühendisleri Odası Tescilli firmasında serbest mühendislik ve müşavirlik yapmakta ve aynı zamanda iki şubesi bulunan okul öncesi eğitim veren eğitim kurumunun kurucu müdürlüğünü yapmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here