Ağaç Yaşken …

0
471
-Article Top-
- Advertisement -

Selam sevgili dostlar. Sizinle birkaç anekdot paylaşacağım bu gün. Birkaç küçük anı.

Değerli bir arkadaşım anlatıyor: Güzel ülkemin ege kıyılarında Antalya’da bir otelde tatildeyiz, akşam yemeği saati. Kaldığımız otelde yabancı turistler de kalıyor. Bir ara gözüm yan masaya takıldı.3 Rus çocuk masada yanlarında da büyükanneleriydi sanırım yaşlıca bir teyze. En küçüğü 2-3 yaşlarında paytak paytak yürüyen sevimli mi sevimli bir kız çocuğu, bir büyüğü ondan bir yaş kadar büyük ve yanlarında ağabeyleri o da 5 bilemedin 6 yaşlarında. Tabakları önlerinde oturmuş kendi başlarına yemeklerini yiyorlar. Büyükanne de masanın diğer köşesinde sakince akşam yemeğini yiyor. Ufaklık bıçak istedi; ağabeyi bıçağı aldı, geçti kardeşinin tabağındaki yemeği küçük parçalara böldü ve yerine geçip yemeğine devam etti. Birkaç lokma yedikten sonra ufaklık bıçağı tekrar istedi, ağabey bıçağı aldı kardeşine verdi ve başında bekledi kendine zarar vermemesi için. Çocuk bunlar ama büyük gibilerdi sanki, ben yemeğimi bıraktım bu 3 ufaklığı seyrediyorum. Küçük kız hevesini aldıktan sonra bıçağı ağabeyine verdi ve yemeğine devam etti. Üç çocuk sakince yemeklerini bitirdikten sonra büyükanne büyük olana bir şeyler söyledi. Çocuk fırladı ve birkaç dakika sonra elinde çay fincanıyla geri döndü. Büyükanneye çay getirmişti. Bu esnada da anne ve baba ortada yok. Daha sonra katıldılar masaya. Hayretler içerisinde kaldım. Aynı tablonun bir de bizim versiyonunu düşündüm. Yemekler tabaklarda anne küçük çocuğu doyurma mücadelesinde, baba bir büyüğünün ağzına kavga dövüş tıkıştırmaya çalışıyor, bağrışmalar, serzenişler. “Yerseniz parka gideceğiz” ler hatta bir üst versiyon “ bizimki yemiyor ” diye salıncağın başında elinde tabakla bekleyen anneler, kaydırağın başında bekleyen babalar. Bir ileri hoop aç ağzını kızım, kaydıraktan aşağı hoppalaa aç ağzını oğlum…

Bir diğer hikaye zaten hemen hemen hepinizin bildiği japon çocukların kültür şoklaması mevzusu. Yine de yazayım. Olay rahmetli Turgut Özal zamanında gerçekleşmiş:  Japon eğitim uzmanları gelmiş ve ülkemizin eğitim sistemini incelemiş, Sayın Özal’ın bürokratlarının da hazır bulunduğu bir ortamda raporlarını sunmuş ve sonuç olarak şunu söylemişlerdi: “Sizin eğitim sisteminizde milli ruh yok!” Turgut Özal’ın “Nasıl?” sorusu üzerine şunu anlatmışlar “Biz Japonya’da çocuklarımız 4-5 yaşına gelince onlara “şoklama” yaparız. Deriz ki “Çocuklar dünyanın teknoloji devi biziz. Robotları; en iyi otomobilleri, hızlı trenleri hep biz yapıyoruz. Biz, dünyada bir numarayız. Bizden daha büyüğü yok.” Daha sonra çocuklarımızı Hiroşima’ya, Nagazaki’ye götürürüz… Orada da onlara, “İkinci Dünya Savaşı’nda burada hepimiz öldük, mağlup olduk, 200-250 bin kişi öldü. Bitkiler, hayvanlar her şey öldü.” deriz. Bunun üzerine çocuklarımız hemen sorar.
-“Hani biz bir numaraydık? Dünya birincisiydik?” Bunun üzerine şu cevabı veririz.
-“O zaman bizler tembeldik. Hiç çalışmazdık. İşte sizler de, dedeleriniz gibi ölmek istemiyorsanız çok, çok çalışmalısınız.”
Heyet Başkanı, konuşmasına devam eder:
-“Japon insanı 20’li yaşlara geldiğinde artık geçmişini ve tarihini çok çok iyi bilip geçmişine ve tarihine sahip çıkmaktadır.”
Bunun üzerine Özal’ın danışmanlarından biri müdahil olur.
-“Bizim siz Japonlar gibi tarihi bir geçmişimiz, çocuklara anlatacağımız acıklı hikâyelerimiz yok ki!” Japon Heyetinin Başkanı hazır cevaptır:
-“Çanakkale ne güne duruyor?”

Son hikaye Almanya’dan. 18. Yaş gününü kutlayan delikanlıyı babası oturtuyor karşısına. Elinde kabarık bir dosya. “Evet oğlum, artık 18’ine geldin Bizimle birlikte yaşamaya devam etmenden mutluluk duyarız ancak farklı bir evde yaşamak istersen bunu anlayışla karşılarız. Bu dosya da sen doğduğunda başlattığımız sigortanın poliçeleri var. Farklı bir evde yaşamak istersen o parayı çekebilirsin o para seni uzun bir süre idare eder ” der.

Çocuk “Baba ben sizinle birlikte yaşamaya devam etmek istiyorum”  deyince mutlu oluyor aile ve baba devam ediyor. “ Bu kararın bizi çok mutlu etti, ancak şunu bilmelisin ki bu sigortayı yine bozdurup parayı çekeceğiz çünkü senin bu evde barınman, yemen, içmen, harçlıkların ve bunun gibi giderlerinden bu paradan kullanılacak.”

Ne alakası var bu hikayelerin birbiriyle diyeceksiniz. Biraz düşününce aslında çok alakası var. Bizler bir yerlerde yanlış yapıyoruz! İstisnalar tabii ki kaideyi bozmuyor ancak sanki biz fidanlarımızı yetiştirirken onlara özgüveni aşılamıyoruz o yüzden dayıyoruz ağzına kaşığı “o kendi yiyemez” diye. Uzmanlar ne diyor peki, bir çocuk 16 aylık olduğu zaman kaşık tutabilecek hale gelir bırakın çocuğunuz kendi başına yesin yemeğini. Çocuğa “ben başarabiliyorum!” duygusunu ilk olarak kendi kendine yemek yemesini öğreterek verebiliyorsunuz. Biz çocuklarımızı yetiştirirken onlara sorumluluk vermiyoruz  o yüzden “sen dur çocuğum dökersin ben yaparım” lar, “sen yapamazsın bırak baban yapsın”lar. Örnekler de çoğalır, konular da ama ben asıl nereye geleceğim biliyor musunuz?

Yemeğin tuzuna!

Evlatlarımızı yetiştirirken onlara doğada olup bitenlerden bahsetmiyoruz! İnsanların yaptığı yanlışlar ve duyarsız davranışlar yüzünden yok olan, eksilen doğadan bahsetmiyoruz! Bir önceki yazımda kendi yaptıklarımızdan ya da yapmadıklarımızdan bahsetmiştim ya, işte bu da yapmadığımız başka bir şey. Eğitmiyoruz çocuklarımızı! Enerji tasarrufundan bahsetmiyoruz, kirlenen doğadan ya da geri dönüşümden… Çünkü belki biz böyle gördük ya da görmedik! E biz bebeyken elimizde bilmem kaç inç ekranlı telefonla mı büyüdük? Çocuğuna da verme o zaman! Zaman değişmekte ise marangozun keseri gibi hep tek yöne yontmak yerine bize anlatılmadı ama çocuğumun bilmesi gerekiyor çünkü doğa her gün daha çok yok oluyor diyebilmeli insanoğlu. Anlatmalı evladına hassasiyetleri. İçine işlemeli çocuğunun doğaya dolayısıyla diğer insanlara, gelecek nesillere saygıyı. Niye Türklerle farklı ülkeden insanların yaklaşımlarını karşılaştırdım? Çünkü yemek, kültür, sorumluluk konularında olduğumuz gibi doğaya karşı duyarlılık konusunda da onlardan çok gerideyiz. Gitme fırsatınız olmadıysa yeni teknoloji ile dünyanın her yerinde sokaklarda gezinti yapabiliyorsunuz bilgisayar başından. Bir bakın hak vereceksiniz!

Çok vaktinizi aldım. Pam Leo’nun sözüyle noktayı koyayım.

Çocuğa nasıl davranırsak, çocuk da dünyaya öyle davranır.

inşaport.com ücretsiz aboneliği

Haftalık bültenimize abone olun, yeni içerikleri kaçırmayın.

Abonelik işleminiz tamamlandı.

Bir hata meydana geldi, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Önceki İçerikYenilenebilir ZİHNİYET !
Sonraki İçerikÇamur !
Elk. Müh. Yusuf YILDIRIM
1977 yılında Mersin'de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini bu şehirde tamamladıktan sonra Kocaeli Üniversitesi'nde Elektrik Mühendisliği Lisans eğitimini 2002 yılında tamamladı. 15 yılı aşan meslek hayatı boyunca özellikle inşaat sektöründe bir çok projenin uygulanmasında görev aldı. Merkezi İstanbul'da bulunan bir firmada koordinatörlük görevini yürüten Yusuf YILDIRIM evli ve 5 ve 10 yaşlarında 2 kız çocuğu babasıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.