0
1852

İnsanoğlunun doğasında yatan paylaşma ve iyilik yapma içgüdülerini; bir zamanlar kötü davranışlı bir toplum duyguları sömürmek ve kötü davranış biçimlerini yayıp bu işlerden insanları birbirine kırdırıp haksız rekabeti yaratıp, çok daha fazla para kazanmak için insanları cansız bir ucuz tornavidadan farksız görmediler. Bunu bir sisteme yansıttılar ve bu sistem çığ gibi yayılmaya başladı düşünen sorgulayan insanoğluna öyle akıl oyunları ve davranış aşılama hileleri geliştirdiler ki toplum sadece bugününü düşünen torunlarının yarınını çalan, atalarının kemiklerini sızlatan bir topluma dönüştü.

Artan nüfus, endüstrileşme ve teknoloji bir sistem içerisinde insanların birbirini kullanarak yaşadığı kentleri, çok büyük kentleri meydana getirdi. Oysa ki biz karınca değildik bir kolonide milyonlarca yaşayalım. Dünyanın coğrafyanın kaynakların her şeyin bir taşıma kapasitesi vardır.  Buna bağlı olarak hiçbir şey sonsuza dek büyümez, her zaman doğal bir engele takılır. Ve bir grup kötü davranışlı toplum ile onların davranış biçimlerini değiştirdiği insanlarla doğanın savaşında kazanan doğa olacak,  her ne kadar dünyayı istila etmiş olsakda, onlar sayıca bizden milyarlarca ve milyarlarca fazlalar bizim makinalarımızı onların fauna florası alt edecek çünkü yaşadığımız evrende bizim cansız yarattığımız makinalar bile onların oksijenine, azot döngüsüne, fosfor döngüsüne muhtaçlar.

Peki nasıl olacak 2035 de nasıl bir distopyadan ütopyaya geçeceğiz kaç can vereceğiz? Kaç  insanımız çevre kirliliği ve iklim değişikliğine maruz kalarak solunum, çağın vebası olan kanser yada beslenme bozukluklarından kaynaklanan diyabet gibi hastalıklara yakalanarak kaybedeceğiz?  Günümüzde  bile bir çok kaynak yada karbon salınımını denetleyen firmalar alarm vermeye başladı ve  dış dünyada bunları dikkate alan bir medya, bir holding, bir ülke kısacı bir toplum hala yok. Sürdürülebilir kentler bölgeler ve dünya yaratmaya çalışıyoruz. 2035 de başka çaremiz olmayacak ki. Peki ya sürdüremeyeceklerimiz? Tatlı su kaynaklarımız tarım arazilerimiz oksijenimiz bunları nasıl telafi edeceğiz? Yada hızlıca artan nüfusumuzu ne yapacağız? Ucuz iş gücü için kıtadan kıtaya yolculuk yapan metalarımız için harcadığımız ulaşım maliyetlerine veya yitirdiğimiz kaynaklarımız ve bunların hepsinin sonucunda oluşan hastalıklı topluma baktığımızda, gelir dağılımına göre geliri en düşük olan grubun en çok sağlık harcaması yapması, veya eğitimsiz ve cahil bırakılmaya zorlanmış grupların aynı grupta yaşamak zorunda olan çocuk sayılarının artışı bunlar tesadüf değil.  Yada insanın doğasında olan inanma güdüsünün din üzerinden yapılan sömürüsüne ve bunun siyasi eylemlere yansıyan sömüsürüsü, bunun mekânsal olarak yapılaştığı üzerinden milyarlarca para kazanılan sisteme dahil olması geldiğimiz noktanın bir takım uyanık insanlar tarafından yaratılan en kınanılası durumu hiçte onurlu değil.

Peki bir şehir plancıları olarak biz ne yapmalıyız,  bütün meslek grupları ve bilim dallarının mekana tasarlayıcıları olarak? Alt ölçeğe indiğimizde bütün sistemi bize teorik ve stüdyo kapsamında öğreten bilim insanı akademisyenlerden öğrendiğimiz ve kişisel becerilerimizi katarak geliştirdiğimiz beyin sistemimizde ailemizden öğrendiğimiz yada yalnız kaldığımız zamanlarda kendimize meşru kıldığımız onur ahlak çerçevesi içinde, yaptığımız bilimsel sosyolojik yada kentin bir parçası olarak bir kentli olarak hepsinden öte bir birey olarak biz ne yapacağız sorusunu sormadan edemiyorum.

Ülkemizde iklim her sınıfın her ırkın yaşaması ve ilgi alanını geliştirmesi için yargı mekanızmasını eritmiş bir iklim. Distopyadan ütopyaya geçişte burada yaşayan toplum çevresel insani ve doğaya değer veren iyi bir birey olan, güvenlik sistemlerini reddedip dini kurumların sayısının arttırılmamasını bunun geçmişte sömüreye neden olduğunu iyi bilen, siyasi emellerde seçmen seçilen olarak varolan kendi fikir ve düşüncesini gerçekleştiren, sorgulayan ve kimsenin kendi davranış biçimini olumsuz biçimde etkilemesine izin vermeyen bir toplum modeli olacaktır. Bu toplum uzun çalışma mesailerini yıllar öncesinde bırakıp, günde 4 saat gibi bir zamanda çalışan, arta kalan zamanda ise kendini gerçekleştiren bir toplumdur(Öztürk C, 2015).  Böyle bir toplumu yaşatan olgu çoğunlukla sanat, spor, bilim ve edebiyat gibi bizleri geçmişten bugüne getiren bilim ve ilgi dalları olacaktır. Böyle bir toplum kısıtlı kalmış kaynaklara, doğaya ve tarım arazilerine daha duyarlı olacaktır. Enerjisini yenilenebilir enerjiden elde edip, tarım arazilerinde verimliliğe gitmek için iyi ve ekolojik tarım uygulamalarına geçecektir. Kendini gerçekleştirebileceği zaman toplum için düşünüldüğü için; bu zaman diliminde doğaya ve insanlarla daha fazla ilişebilecek ona zarar vermeyip onu koruyup ilişkilerini gerçekleştirebilecektir.
Bu toplum ezici yoksulluğu ortadan kaldıracaktır. Ezici yoksulluk ortadan kalktığında nüfusun katlanarak büyümesi de yavaşlıyor yada duruyor, buna demografik geçiş deniyor, dünyanın her yerinde bu demografik geçişin sağlanması insanlığın uzun vadeli çıkarları açısından öncelik taşıyor.(Carl Sagan). Aynı zamanda kadınlara siyasette yönetimde güç vermek bu toplumun bileşenlerini daha da güçlendirecek ve kontrolsüz nüfus artışını kontrol etmede büyük bir payda olacaktır. Ve böylece kısıtlı kaynakları kimseyle savaşmadan kullanıp gelecek nesil için de korunabilecektir.

Kaynak bazlı ekonomiye geçildiğinde ise mevcuttaki güneş ve rüzgar enerjisiyle enerji sağlanabilecek, alandaki maden yataklarıyla yerel hammadde ihtiyacının bir kısmı; endüstriyel simbiyozla kurulan yeni sanayi alanında üretime dahil olacaktır. Üretim tasarımı yapılarak geridönüşüm meselesi en başta yerel üretimde hesaba katılacaktır. Ve üretilen herşey olabildiğince uzun ömürlü tasarlanacaktır.
Bölge içerisinde tamamen elektrikli, otobüs ve otomobil kullanımına geçilmeli aynı zamanda toplu taşıma yaygınlaştırılmalı mali çıkar gözetilmeden orta büyüklükteki mahallelere bile bu toplu ulaşım araçları gitmelidir. Kent içi ulaşım ağı tasarımı çok iyi kurgulanmalı en az enerjiyle en fazla hizmet sunulmalı aynı zamanda yaya ve bisiklet aynı zamanda engelli ve yaşlıların kullanımına göre tasarlanmalıdır.
Eğitim öğrenci ve öğretmenin en iyi iletişim kurabileceği şekilde örgütlenmelidir . 10- 15 kişilik gruplarla bireyin tamamen kişisel beceri ve yeteneklerinin keşfedilmesi ve bunu geliştirmesi üzerine olmalıdır. Ve bu birey-aile-sokak-kent içerisinde kendi ölçeğinde tasarım alanlarında spor sanat aynı zamanda kentli olma yetilerini kullanıp geliştirebilmelidir.
Sağlık kontrolleri anne karnında başlayıp bütün bireylerin psikolojik rehberlerinin olması gerekmektedir. Bireylerin sağlık kontrolleri randevulu sistemlerle belli periyotlarla checkup yaptırılarak bireylerin kişisel sağlıkları kontrol edilmelidir. Yaşlı ve engelli bakımları özel tasarım ilkelerine göre tasarlanan binalarda yapılmalıdır.
Aksi takdirde; gelecek geldiğinde kapitalizmin üzerine yıkamayacağımız şeylerle başettiğimizin farkına bile varamayabiliriz.

Abone Listemize Kaydolun
inşaPORT Mail Aboneliği

Posta listemize abone olun ve e-posta gelen kutunuzda ilginç şeyler ve güncellemeler alın.

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz.

Bir şeyler yanlış gitti.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

error: Content is protected !!

Abone Listemize Kaydolun
inşaPORT Mail Aboneliği

Posta listemize abone olun ve e-posta gelen kutunuzda ilginç şeyler ve güncellemeler alın.

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz.

Bir şeyler yanlış gitti.