Eskiye olan özlem yaşamın her aşamasında sarmalarken insanı, iş dünyasında da gün geçtikçe daha belirgin bir şekilde hissettiriyor kendisini. Eskiyi özlüyor hem çalışanlar, hem işverenler, hem de kontrol edenler..
Eskiyi özlüyoruz, tuttuğunuzda elinde dağılmayan tuğladan tutun da “burada canlar yaşayacak işi hakkıyla yapmamız gerekiyor” diyen ustalara kadar. Yalan dolan kişinin karakteriyle ilgili bir durumdur da, eski ustalar şimdikiler kadar çok teknik donanıma sahip olmamasına rağmen içindeki Allah korkusunu ya da başka bir deyişle mesleğine saygıyı ortaya çıkardığı eserde görüyordunuz bakınca. Şimdikilerin bu meziyetleri yok demiyorum ama eski ile yeni arasındaki tabiri caizse çürük elma zihniyetli adamların oranı ciddi oranda arttı bence. Para hırsı etiğin önüne geçti birçok alanda ya da birçok adamda!
68 yaşında bir ustam vardı. Ben çırakken iki ustam vardı, ben ikisine birden çıraklık yapıyordum takım sandıklarını taşır, iş bitince toparlar temizler sonra yine onlara taşıtmazdım diye anlatırdı. Ağızlarının içine bakar bir istekleri olunca fırlardım, onlar öyle yapmamı istediği için değil saygıdan yapardım bunu. Bana mesleğimi öğretecek adamların yanında oturmama kalkmama bile dikkat ederdim. Az dayaklarını yemedim ama emekleri çoktur üstümde diye anlatır rahmetle anardı. Şimdi bakın etrafınıza! Kaç tane insan için “ondan çok şey öğrendim, sağ olsun, bu günlere gelmemde emeği çoktur” diyebiliyorsunuz ya da şöyle sorayım kaçımız bizi biz yapan işinin erbabı adamlardan bahsediyoruz; kendi dişimiz tırnağımız, kendi çabamız, kendi başarılarımızdan bahsetmek yerine? Herkes kötü, herkes çekilmez, herkes kusurlu biz hariç!
Kötü eser basamakların en altından en tepesine kadar hemen herkese yapışacak bir yafta ise önce kullanılacak en küçüğünden en büyüğüne kadar tüm malzemelerin tedarikinde de, bu malzemeleri uygulayan eller ve beyinler ya da kısaca zihniyetlerde de iyi seçim yapmak gerekiyor artık. Ortalıkta o kadar çin malı zihniyet var ki o yüzden şimdi daha zor her şey!
Mesai doldurmak için ayağını sürüye sürüye bedenini işyerine taşıyan değil de işin hakkını vermek için seve seve iş yerlerine deyim yerindeyse koşa koşa giden, işini sahiplenen personelleri özledi işverenler. Her 3-5 kişinin başına onları kontrol etmek için bir personele ihtiyaç yoktu mesela. İşi tarif ettikten sonra gözü arkada kalmazdı şefin. Ve çalışanın emeğini takdirle karşılayıp alın teri kurumadan eksiksiz hakkını veren, çalışanına değer veren işverenleri özledi çalışanlar.
Ne çalışan yaptığı işi büyük göstermek için ekstra çaba sarf eder ne de işveren yapılan işi küçük görmeye çalışırdı.”Çok yoğunum”, “yetişemiyorum”, “her işi ben yapıyorum”, “üç otuz paraya yapılacak iş mi bu?” larda yoktu ; “bütün gün yatıyorsunuz”, “aldığınız maaşı hak etmiyorsunuz”, “işinizi hakkıyla yapmıyorsunuz” larda. İlişkiler de meyveler gibi hormonsuz’du! Ve herkes olduğu gibiyken daha güzeldi. Şimdilerde ise mesleki etik ne CV’lerin kenarından köşesinden geçiyor, ne şirket vizyonlarının bir satırında göze çarpıyor!
Eskiden daha güzeldi buralar, eskiden daha bir mana yüklüydü şarkılar, eskiden daha bir lezzetliydi yediklerimiz, eskiden eskiden eskiden… E peki ne oldu da bu hale geldik? Neyi yanlış yaptık? Ya da neyi yanlış yapıyoruz? Ya da ne zamana kadar böyle devam edeceğiz?
Emeğe ve mesleğe de saygı, çalışana ve işverene de sevgi kavramını göz ardı etmekten vazgeçmezsek yakında kavun büyüklüğünde şeftali de görürüz yüksek mühendis büyüklüğünde çıraklar da.
Sözümüz meclisten dışarı, istisnalardan müstesna olsun; iğne de çuvaldız da bize kalsın.
Sağlıcakla kalın..
Abone Listemize Kaydolun
inşaPORT Mail Aboneliği
Posta listemize abone olun ve e-posta gelen kutunuzda ilginç şeyler ve güncellemeler alın.
Abone olduğunuz için teşekkür ederiz.
Bir şeyler yanlış gitti.





